| Bugün | 144 |
| Dün | 382 |
| Haftalık | 144 |
| Aylık | 12144 |
| Hepsi | 425442 |
11°C
| Ağıtlar Üzerine |
| Kültürümüz - Ağıtlarımız | |||
| Pazar, 18 Ocak 2009 14:36 | |||
|
AĞIT NE DEMEKTİR? NASIL SÖYLENİR? Aileden ölen biri olduğunda, bütün çevre köylere duyurulur. Bu ölü saygın biri ise uzaklarda bulunan yakınlarına mümkünse haber verilir. Eşi dostu köylüsü ölü evinde toplanır. Ölen, cenaze evinin en büyük odasının ortasına yatırılır. Ayak parmakları birbirine ve çenesi bağlanır. Üzeri bir çarşafla örtülür. Kadınlar ölünün bulunduğu odada, ölünün etrafını alır, herkes oturur. Ölü sahibi ölen kimsenin giysilerinden birini eline alır. İki eli ile tutar. Diyelim ki gömleğini alır. Kendisinin ağıt yakacak kabiliyeti yoksa önceden bilinen ağıtçı kadına veya başkalarına verir. Gömleği eline alan ağıtçı bu gömleğin sahibi, şu anda önümde yatan ölü. Bir daha kendine yakışan bu gömleği giyemeyeceğini bir daha onu göremeyeceğini düşünerek veya daha önce kendisinin ölenini düşünerek elemlenir. “Tabi ki yakını ise” Ne kadar çaresiz, ne kadar elemli ise o kadar güçlü ağıt yakar. Ağıtı yakan kadının söylediği beyitlerde herkes susar pür dikkat onu dinlerler. Kabiliyeti olanlar bu beyitleri anında ezberlerler. Söylenen beytin bitiminde, beytin söylendiği zaman kadar hep birlikte ağlaşırlar. Bu durum ağıtın bitmesine kadar devam eder. Ağıt yakan yorumcunun söyleyeceği bir şey kalmayınca, elindeki giysiyi ölünün yakınlarından veya ona çok yananlardan birine verir o başlar söylemeye. Tomarzanın kaman köyünden Ayşeli hatun, şöyle tarif eder giysinin bir başkasına verilmesini. “Oturalım bölük, bölük Ağıt yakanlardan söz almayı Pınarbaşı’nın Kurtlar köyünden (Şimdiki adı Hörgüççük) Hatun Kızılkaya daha da nazik olarak şöyle tanımlar. “İzin verin biz ağlıyak Böylece ölünün giysisi elden ele dolaşır. Erkekler dışarıda veya başka bir evde toplanırlar. Ölünün iyi huylarını yad eder ardından dua ederler. Kur-an okurlar. Ölü defnedildikten birkaç gün sonra; taziyeye gelenlere ilk günü söylenip, ezberlenen ağıtlar tekrar edilir. Gün geçtikçe anonimleşir. Dilden dile dolaşır türküleşir. Ağıtlar söyleyenlerin değil de, kimin için söylenmiş ise o adla anılır bilinir. Ağıt da adı geçmemişse söyleyen kısa zamanda unutulur. Fakirliğin getirdiği akıbetleri tarif ederler. Bu acı günleri yaşarlar. Yoksunluğun çaresizliğini Tomarza’nın Kaman köyünden Emine Bozkurt şöyle diyerek ispatlar. Unutmuşum kele
Kolaylık olsun diye küçük bir uyarıda bulunuyorum; bizim obalarda genellikle başa gelen K harfi G olarak okunmaktadır. Yorumunu bilenler yapsın. Bana göre ağıtlar, şimdiye kadar yazılmış bütün şiirlerin anası, hepsi de ağıtlardan doğmuştur. Bu sözümün ispatını Şair ve yazar sayın Bedri Rahmi Eyüboğlu; Türküler Dolusu adlı kıymetli şiirinde şöyle diyor: Zifiri karanlıkta gelse şiirin hası/ Ayak seslerinden tanırım/ Ne zaman bir köy türküsü duysam/ Şairliğimden utanırım/ Köy türküleri ne düzeni belli ne yazanı/ Altında imza yok ama İçlerinde yürek var/ Cennet misali/ İşte ne demek istediğimi, gerçeği anlatan mısralar. Ağıtların Türk kültürüne girmesini sağlayan o büyük insan “Dede Korkut” anısına bir dörtlük. Yavrucuğumu kaptırmışım ağlayayım mı? Dede Korkut Seyit Kemal Karaalioğlu, Dede Korkut hikayeleri kitabından alındı.
Kaynak:"Dikenin Gülü Avşarlar" adlı kitaptan (Yazar:Yılmaz Ilık)
|
|||
| Son Güncelleme: Salı, 21 Şubat 2012 19:14 |