İSMAİL’İN CİNLERİ
Yıl 1984: Arslantaş köyünde imamlık yapıyorum. Köyün halıcısı İsmail’in evindeyiz. İsmail iki katlı görkemli bir evde bekar olarak kalıyordu. İsmail’in oturduğu evde cin olduğu söylentileri vardı. İsmail bu söylentilerden korktuğu için, benden geceleri yanında kalmamı rica etmişti. İkimizde bekar olduğumuz için,hem birbirimizin yalnızlığını paylaşıyoruz,hem de ben yanında olunca İsmail cinlerden biraz daha az korkuyordu.
Vakit gece yarısı. İsmail’in demlediği çayları içiyoruz. Dışarıda gök delinmişçesine yağmur yağıyor, şimşekler çakıyordu. İsmail bana,cinlerden bahsediyor, evinde yaşanan garip olayları anlatıyordu. Ben İsmail’in anlattıklarını ciddiye almıyor, onunla dalga geçiyordum. Birden diğer odalardan tuhaf sesler gelmeye başlamıştı. Odaların kapıları kendiliğinden açılıp kapanıyor,mutfaktaki tabaklar yerlere düşüyordu. İsmail biranda yerinden fırlayıp, eline aldığı kocaman bir sopa ile diğer odaları dolanıp geliyor. İsmail diğer odalara geçince sesler bir anda kesiliyordu. Ben bu olup bitenlere çok şaşırmış,korkmaya başlamıştım. İsmail oturduğumuz odaya dönünce diğer odalardaki garip olaylar tekrar başlamıştı. Bu evde cin olduğuna artık bende inanmaya başlamıştım. Birden aklıma kendi bekar evim gelmişti. Oturduğum yerden kalkarak,İsmail’e;
-İsmail sen otur da ben benim evi bir yoklayıp ta geleyim. Geçen gün yağmur yağdığında dam akmış, bütün yatak, yorgan ıslanmıştı. Şimdide yağmur yağıyor yine dam akarda eşyalarım ıslanır. Ben evi bir kontrol edip hemen geleyim.
Diyince,İsmail bana manalı,manalı bakıp gülerek;
-Tabii zoru gördün ya kaçarsın. Az önce ne cini?diye benimle eğleniyor,dalga geçiyordun dedi.
Ben İsmail’e;
-Ulan oğlum ne korkması? Ne kaçması? Evi kontrol edip hemen geleceğim.
Diyerek,İsmail’in evinden çıktım. İsmail arkamdan;
-Aman hocam gözünü seveyim çabuk gel,durumu görüyorsun. Bunlar bana rahat vermezler,sabaha kadar uyutmazlar.
Diye yalvarıyordu. İsmail’in evinden çıktığımda,ortalık zifiri karanlıktı. Göz gözü görmüyordu. Yağmur bütün şiddetiyle yağıyor,arada birde şimşek çakıyordu. El yordamıyla merdivenlerden inerek evin altındaki ahırın önüne geldiğimde biranda ürpermiştim. Önümde iki garip yaratık belirmişti. Karanlıkta ne olduklarını göremiyordum ama,ayak seslerini,nefes alıp verişlerini duyuyordum. İlk anda aklıma İsmail’in cinleri gelmişti. Olduğum yerde çakılmış kalmıştım. Ne ileri gide biliyordum,ne de geri döne biliyordum. İliklerime kadar ürpermiş, ne yapacağımı, ne edeceğimi bilemiyordum. Biranda aklıma dua okumak geldi. Dua okuyarak üzerlerine gideyim,eğer bunlar cin ise kaçarlar, yok eğer cin değilseler ben bunları yakalarım,diye düşünerek üzerlerine yürüdüm. Hem dua okuyor,hem de adım,adım o bilinmeyen yaratıkların üzerlerine yürüyordum. Ben üzerlerine yürüyünce garip yaratıklar biranda huysuzlaşmaya başlamışlardı. Nefes alıp verişleri hızlanmış,geri,geri çekilmeye başlamışlardı. Biraz daha üzerlerine gidince ikisi de ahırın köşesine sıkışmışlardı. Artık ikisini de yakalamak üzereydim. Heyecan doruktaydı. Yavaşça elimi uzatıp bilinmeyen o yaratıklara dokundum. Elimi üzerlerinde gezdiriyor,ne olduklarını anlamaya çalışıyordum. Yaratıkların çok sert kılları vardı. Elimi üzerlerinde gezdirince birden huysuzlaşarak yanımdan fırlayıp, tarlaya aşağı kaçmaya başladılar. Tam o anda bir şimşek çakmış,ortalık gündüz gibi olmuştu. Tarlaya aşağı kaçanların iki tane keçi olduklarını gördüm.
O tarlaya aşağı kaçanların keçi mi? Yoksa keçi donuna girmiş cin mi? olduklarını bilememiştim ama İsmail’e gülüp,alay etmenin cezasını çok ağır ödemiştim.
|