| KELİMELERİMİZ | | ANLAMLARI |
| OORLATMAK | : | Çaldırmak. Örn. Parana sahib ol oorlatma ha. |
| OOSAMAK | : | Aksamak. Örn. Hayvanın ayağına ne olmuşsa oosuyor. |
| OTBAŞI | : | Genelde ilk baharda ilk çıkan otlara uzanıldığında otun vücuda yaptığı kızarık ve kaşıntı yapan allerjik reaksiyon. Banyo suyuna yarpuz denilen yabani nane otunu atamak suretiyle yapılan banyo ile geçer. Örn. Otbaşı olmuşum her yerim fosur fosur kabardı. |
| OYNAŞ | : | Bayanın duygusal ilişki kurduğu erkek. Örn. Ne süsleniyon kız oynaşınmı var yoksa. |
| OYNAŞ GELMEK | : | Erkeğin gizlice sevdiği bayan ile buluşması. Örn. Yaylada kıza oynaş gelmiş onuda ağzına yüzüne bulaştırmış. |
| OYNATMAK | : | 1.Dalga geçmek. 2. Ciddi düşünmemek. Örn. 1.Bırak garibi oynatmayın yazıktır ya hu. 2. O seni almaz kızım aklını başına al o seni oynatıyor. (ciddi düşünmüyor ) |
| ÖHLÜ | : | Gözü kara, hakkını yedirmeyen. Örn. Rahmetli çok öhlü bir kadındı. |
| ÖNAALEŞMEK | : | İnatlaşmak, iddialaşmak, zıtlaşmak. Örn. 1.Birbirinize önaaleşmen ikinizde haksızsınız. 2. birbirine önaaleştiler ikiside adaylıktan çekilmediler. |
| ÖNDÜÇ | : | 1 Ödünç.2 ikiden fazla ortalama üç kişinin bir araya gelerek birbirlerine ödünç süt verip süt ürünlerini toplu halde yapmak istemeleri. Örn.1 Öndüç verdim ha sonra isterim. 2 Bu yıl ikimiz öndüç yapak sen hak yemiyorsun.  |
| ÖNEA | : | Dayak. Örn. Bu öreni yıkıp yenisini yapmıyorsan bari önea ver yoksa yıkılır. |
| ÖNEALEŞMEK | : | İnatlaşmak, iddialaşmak, zıtlaşmak. Örn. 1.Birbirinize önealeşmen ikinizde haksızsınız. 2. Birbirine önealeştiler ikiside adaylıktan çekilmediler. |
| ÖREN | : | Duvar. Örn. Öreni yükseltmezsek bostana hayvan giriyor. |
| ÖRME | : | Burda ip, urgan manasındadır. Örn. Örme ile iyica bağlada hayvan kaçmasın. |
| ÖRTME | : | Dışardan eve girilen ilk bölüm, antre hol. Örn. Bizim su örtmede hadi getirde içelim. Eskiden evler genelde oda, örtme ve evlikten oluşurdu. |
| ÖTEAN | : | (Öteki gün ) dün veya düne yakın geçmiş gün. Örn. Ötean senmiydin dana arayan. |
| ÖTEBERİ | : | Muhtelif eşya, ıvır zıvır. Örn. Ötean Tomarza' ya gitmiş eve öteberi almış. |
| PAMPAL - PAMPAL | : | Top top, öbek öbek. Örn: Şimdi yaylada olasın her yer pampal pampal çiçek açmıştır. |
| PARTUTUŞ | : | 1. Aşırı ilgi göstermek. 2. Çok heycanlanıp eli ayağına dolaşmak. Örn. 1 Evine varınca sağ olsun partutuş oluyor. 2. Bir şey yok. Bir şey yok, hemen partutuş olma. |
| PATLAK | : | Plastik ağzı kapaklı bidon. Örn. Bir patlak pendir ( peynir ) yaptık. |
| PAVKIRMAK - PUSKURMAK | : | Pıskırmak. Örn. Dur güldürme ağzımda yemek var şimdi pavkıracağım. |
| PAYGAM | : | Kızgınlığını haber vermek. Örn. Bana ta ordan paygam göndermiş benim kızının kaçması ile ne alakam var. |
| PELBAKAN | : | Saf, seme. Örn. Yazık o aslan gibi kız gelin olduğu yerde pelbakan olmuş. Fazla üstüne gitme çocuğu pelbakanmı edeceksin. |
| PENÇİK | : | Tutma. Örn. Burda babanın pençiği yok kendi işini kendin yap. |
| PENEK | : | Pencere. Örn. 1 Penean camı kırılık. ( kırılmış ) 2 Ahırın penea ufak ( küçük ) geliyor kürek sığmıyor. |
| PEYİKMEK | : | Herhangi bir yöne doğru çılgınca koşmak. Hayvanlar için kullanılır genelde büyük baş hayvanlarda kullanılır. Örn. Çalının dibinden bir köpek aniden çıkarsa dana bir peyikti ama… |
| PİNNİK | : | Kümes. Örn. Çocukken yayladaki tavuk pinliklerinden ben hiç yumurta çalmadım. |
| PORTMAK | : | Elinden kaymak, elinden kurtulmak. Örn. Sıkı tuttum ama elimden bir portarsa gitti ısırdı ben neyapayım. |
| PUNARA | : | Ekmek yapılan veya içine ateş yakılıp yemek yapılan şömine. Burdaki " n" harfi genizden çıkarılır. Örn. 1 Yaylada punaranın üzerine dal koymazsak punaradan yemeğe bir şey düşebilir. 2. Punarada ekmek yapma bitince kül kömbesi yapılırdı. |
| PUR | : | Killi toprak. Küyümüzün karşısından çıkan yeşilimsi ( göo ) içi küçük taşlı killi bir toprak. Bütün toprak evlerin üzerine pur atılır. Lo ile sıkıştırınca sertleşir ve beton gibi olur. Örn: Evin üzerine şimdilik pur atacağım sonra çatı yaparım. Beton iyi olmuyor. |
| PUSUKMAK | : | Saklanmak, hayvanın avını yakalamadan önceki gizlenme durumu. Örn. Karşıdan geldiğini görünce şimdi bir şey der diye örenin dibine pusuktum. |
| PÜRÇEK | : | Zülüf. Örn. Aa ( beyaz ) pürçeği ile utanmadan koca garının yaptığına bak. |
| PÜRÇÜK | : | Püskül, Pürçüklü : 1 Püsküllü 2 havuç örn. 1 Halının pürçüklerini içine katlayıp dikmek daha iyi oluyor. 2. Emmioğlu Tayfun mu yoksa Ali Kaya mı pürçüklüyü ucuza veriyor. ( satıyor ) |
| SAĞANMAK | : | Saldırmak, Köpek veya benzeri bir yırtıcı hayvanın saldırıya geçmesi. Örn. Sesimi duyar duymaz üzerime sağandı Keha emmi olmasa beni parçalayacaktı. |
| SAĞLAMAK | : | İp yumağı benzeri şeyleri yumağından toplu halde çıkarmak dolaştırmak. Örn. Dur hepsini birden sağlama şimdi dolaştırırsın. |
| SAKÇA | : | Ala karga |
| SAL | : | Yassı şekilde geniş taş. Örn. Mezara bazan tahta konur bazanda sal konur toprak direk ölünün üzerine atılmaz. |
| SANISIN - SANASIN | : | ( Sanırsın ) Sanki. Örn. Bir yürüyüşü var sanısın buranın sahibi. |
| SAVIŞMAK | : | Sessizce uzaklaşmak. Örn. Şu işin ucundan tut diyecektim, baktımki savışıvermiş. |
| SAYLAK | : | Dağın dik ve kayalık yüksek yeri. |
| SEKLEM | : | Çuvalın küçüğü,küçük çuval. ( Bir eşeğin götüreceği 6-8 çinik arası alır torba ) örn. Eşeğe iki seklem buğday attım. Değirmene götürdüm. Eşek hiç yorulmadı. |
| SELEF | : | Önce. Örn. Selef ben geldim. |
| SERPENTE | : | Toprak damın kenarında ( duvarın üzerinde ) bulunan ağaç. Pervaz. Örn. Serpentenin kenarı delinmiş toprak üünüyor ( üğünüyor : dökülüyor ) |
| SEYİPLEMEK | : | Rasgele salıvermek. Örn. Herkes eşeğini seyiplemiş kimse bağlamıyor, obanın tarlalarını mahvetmişler. |
| SEYİRMEK | : | At ve eşek gibi hayvanların dört nala koşması. Örn. Burası taşlı eşeği seyirttirme düşeriz. |
| SIDARA | : | Prestij. Örn. Süpürge ile vurulmaz derler sıdaran düşermiş. |
| SIDARALANMAK | : | Kendini ağır göstermek. Örn. Ne sıdaralanıyorsun. |
| SINAMAK | : | Denemek. Örn. Ben seni sınadım ne diyecek diye. |
| SINDI GİBİ | : | Benzetme edatı. Örn. Dişleri sındı gibi maşallah. |
| SINGINLAŞMAK | : | Durgunlaşmak, sessizliğe bürünüp yüzünde acı ifadesinin belirmesi. Örn. Yazık babası öldükten sonra çocuk sıngınlaşmış. |
| SINMAK | : | Yakın görmek, güvenmek, içini açmak. Örn. Gurbet elde kimseye sınamıyon. Sana sınmış, sırrını vermiş onu niye ifşa ediyon. Şu koca köyde bir sana sınıyorum. |
| SIRPANTA | : | Sıkıntı, zorluk. Örn. Çok şükür bu sırpantayıda geçirdik. |
| SITKI | : | Ciddi, gerçek. Örn. Sıtkı söyle çok sevmişmiydin. |
| SİFLENMEK | : | Uyuşuklaşmak, tebelleşmek. Örn. Hadi siflenme siflenme akşam olmadan şu otu bitiripte eve gidek. |
| SİM SİM | : | Hafif hafif, yavaş yavaş. Örn. 1Sim sim yüreme acele et biraz. 2. Almanın yokuşuna geldiğimizde yağmur sim sim yağmaya başladı. |
| SİNMEK | : | 1.Hayvanın avını yakalamak için saklanması, gizlenmek. 2. İçine işlemek. Örn. Kediye bak serçeye nasıl sinmiş. Duvarın dibinden sine sine gittim. 2. Üstünü değiştir saman kokusu üstüne sinmiş. |
| SOĞULMAK | : | Bir şeyin pörsümesi veya hayvanın sütünün bitmesi. Örn. Bizim geçinin memeanin biri soğulmuş. Tek memekte anca oğlağına yetiyor. |
| SOKUM | : | Lokma,küçük bir parça yemek. Örn. 1.Bir sokum yemek koydu önümüze kim doyacak bunla. 2. Ordan burdan sokum sokma ağzına tok dur. ( Her gittiğin yerden yemek yeme ) 3. Ağzana bir sokum alıyor duluğu( yanağı ) davulcu duluğu gibi şişiyor. |
| SOLUKLANMAK | : | Kısa süre dinlenmek. Örn. Yayladan gelirken almanın yokuşunda azıcık soluklandım sonra yoluma devam ettim. |
| SOYAK | : | Soylu. Örn. Şu keçi soyak güzel süt veriyor. Soyak yerden kız alınır yavrum, bu cehennem tortu başka bir şeye benzemez. |
| SOZALMAK | : | Hareketsiz, bir iş yapmadan bön bön durmak. Örn. Ne sozalıyan gelin gibi bak herkes nasıl çalışıyor. |
| SÖMÜRMEK ( SOMURMAK ) | : | İçine çekmek, emmek.örn. Yavaş sömür yavaş biraz soluklan. |
| SUFA | : | Balkon eskiden ağaç direkli üzeri topraklı olurdu. Örn. Eskiden birisinin düğününde sufa kempiş sufadakiler aşağıya düşmüş. |
| SUSA | : | Yol, cadde. Örn. Köyün içinde ve susada ( köye giriş çıkış caddede ) gezdim. |
| SÜMDÜK | : | Başkasından sürekli yardım veya yiyecek uman,yediğini sulanan açgözlü kişi. Örn. Ondan bundan sümdükleneceğine git çalış. |
| SÜNEDİR | : | Felç olmak, elinin ayağının tutmaması. Örn. Yazık adamcağız sünedir olmuş. |
| SÜRELEMEK | : | Süreleye süreleye yıkamak |
| SÜT EŞİ | : | Yoğurt yapmak ( yoğurt çalmak ) için ılık sütün içine katılan bir parça yoğurt. Örn. Bibi, anam şu tasa biraz süt eşi koymanı söyledi yoğurt çalacakta… |
| ÅžAPLAK | : | Tokat |
| ŞAYAK | : | Pembe. Örn. Bu şayak renk kilime hiç gitmemiş. |
| ŞİKAR OLASIN | : | Şikarlanan kişiye söylenen söz. Şikar olasın denilince Tanrı canını ala kelimeside genellikle peşinden gelir. Örn. Şikar olasın tanrı canını ala el şikarladıkça kendini bir şey sanıyor. |
| ŞİKARLANMAK | : | Kendini iyice naza çekmek. Örn. Ne şikarlanıyon kızı daha iyisine mi vericin. |
| ŞİKRİ | : | Eşkali yüz hatları. Örn. Abdest yok namaz yok şikri azmış adamın.( yüzü çirkinleşmiş ) |
| ŞİMRİME | : | Şımarmak.( erikmek ) Örn. Şimrime ! Elimin tersindesin. ( şimarık hareketlerde bulunan çocuğa ) |
| ŞİMŞELTMEK | : | Sivrileştirmek. Örn. O baççı yere batmaz biraz ucunu şimşelt. |
| ŞOR | : | Laf. Şorcu: lafçı, dedikoducu. Örn. 1 Obanın şorundan bize ne biz işimize bakalım. 2. Anam ben senin gibi şorcu bir avrat ömrümde görmedim. |
| TABLA | : | Tasarla örn. İyi tablada öyle vur . |
| TAKA | : | Odanın duvarında bulunan kapaksız duvar oyuğu( girinti ). İçine bardak vs. şeyleri koymak için yapılır. "k" harfi gırtlaktan çıkar. Örn. Şekeri arıyorsan takada. |
| TAKILAMAK | : | 1 Kahkaha ile gülmek. 2 Sinirli şekilde ani hereket yaparak hızlı hızlı gitmek. Örn. 1 Fazla takılama köyde ölü var ayıp. 2 Ya ben ne dedim şimdi, herif aldı takıladı. |
| TALAMAK | : | Her tarafı sarmak. Örn.1 Evin her yerini karınca taladı. 2 . Yara vücudumun her yerini taladı. |
| TAPAN | : | 1. Tarlanın keseğini ezmeye yarayan çiftin arkasında bulunan uzunca ağaç 2. Hezanın tabanda bulunan izdüşümü uzununa yarıya kadar yere gömülü ağaç. Evliğin tam ortasında bulunur Evliğin yükten taraf kısmı tapan ağacının üst sevyesinde diğer punaradan taraf kısımı ise alt sevyesinde olur. Orta direğin sağ ve solunda iki adet bulunur. Örn. 2. Tapan eskidenmiş şimdi herkes söküp evliğin zeminini her iki tarafı dümdüz yapıp birde beton atıyorlar. |
| TAPIR | : | Tepe veya dağ üstündeki düzlük. Örn. Koyunu şu tepenin üzerindeki tapırda buldum. |
| TARKÇI | : | Savurgan tutumlu olmayan. |
| TAVLANMAK | : | Kilo almak. Dolgunlaşmak. Örn. 1 Biraz tavlanmışsın geçen seni zayıftın. |
| TEBAAT | : | |
| TEBAATSİZ | : | |
| TEBERİK | : | Hatıra. Örn. Rahmetli geride iki teberik bıraktı. |
| TEMEKELLİ | : | Temelli. Örn. Almanyadan temekelli mi geldin gidicinmi ? |
| TEMİR YILI | : | ( Timur yılı ) çok eski. Fi tarihi Örn. Temir yılının evi artık dikiş tutmaz oldu. |
| TENGİRŞEK | : | 1 Daire, Demir çubuğa daire biçimi verilerek demir çubuk ile çevirmek suretiyle sürülen oyuncak. Örn. Tengirşeği başka yerde oyna ses yapıyor. |
| TESELLEME | : | 1. Örnekleme. Yeni bir olayı hazır cevap olarak tarihten bir olay ile birlikte harmanlayıp anlatıverme. Burda amaç hafızada daha iyi kalması ve kendi sözünün doğruluğunu pekiştirmektir. 2. Hikaye Örn. Ya şaşırdım yanlışlıkla o kelimeyi kullandım. Bana anlattıda anlattı eskilerden teselleme getiriyor anlatıyor iki saat lafa tuttu. 2. Eskiden tv yoktu büyükler teselleme anlatır biz dinlerdik. |
| TEVİR | : | Çeşit. Tevir Tüvür: çeşit çeşit. |
| TIFIL | : | Toy. Örn. O zamanlar tıfıldım, bıyığım yeni terliyordu. |
| TII | : | Koyunların sıcakta birbirlerinin altına kafalarını sokmak suretiyle oluşturtukları küme. Örn. Deli koyunu birde şu tııya bakayım ordada yoksa kayboldu demektir. |
| TIMBILLI | : | Tez alınan, alıngan. Örn. Bu kadar tımbıllı olma ne var küsecek. |
| TINGIR | : | Teneke parçası. Odun ocağında tencere vs. eşyaların dış yüzeyinin is olmaması için tencerenin dibinin büyüklüğünde daire biçiminde tıngır kesilerek delinir, Örn. 1 Al şu tıngırıda komşudan biraz köz getir. 2. Yaylaya göçünce hemen tıngır kes çaydanlık is olmasın. |
| TIRAKIZLANMAK | : | Süslenmek, edalanmak. Burdaki 'k' harfi genizden çıkar.Örn. Yeter tırakızlandığın ayna çatlayacak. |
| TIRIK | : | Zayıf. Örn. Ya bu çebiç daha çok tırık eti olmazki. |
| TİBİLİ | : | 1. Ufak yapılı. Alıngan. 2. bir çeşit kuş. Örn. Buda çok tibili canım. |
| TİİREMEK | : | Dikişin sökülmesi, dikiş yerinden atması. Bez gibi şeylerin dokumasındaki bir ipin kopması sökülmesi Örn. Fıtık ameliyatı oldum inşallah bir daha tiiremez. |
| TİLBİ | : | Herkesi veya herşeyi beğenmeyen, titizlik gösteren. Örn. Ya bu ne kadar tilbi her yemeği beğenmiyor. |
| TUUMAN TUUMAN | : | Kabarık, dağınık. Örn. Saçını bir tara bak tuman tuman olmuş. |
| TUVALLAMA | : | Evlerin üzerine örtülen tahtaların binmiş olduğu ağacın biraz daha küçüğü, |
| TUVALLAMAK | : | Yuvarlamak. Kaya benzeri şeyi yüksek yerden aşağıya bırakmak |
| TÜTÜN | : | Duman. Örn. Yunus oluğu tarafında tütün gördüm herhalde keven yakıyorlar. |
| UCCADAN | : | Gizlice. Görünmeden. Örn. Uccadan çocuğa bakala uyanmışmı. |
| UÇMAK | : | Yıkılmak, devrilmek. Örn. Sizin yayla damı tamamen uçmuş. |
| UFLAK | | Küçük meyve bıçağı. |
| ULH OLMAK | : | Ölüm etmek, aşırı düşkünlük göstermek. Örn. Amanın vardık ki çor çocuk üzerimize ulh oldular. |
| ULUK | : | Çürük. Lerpede uluk: tamamen çürük. Örn. Uluk dam ne yaparsan yap boşa. |
| UUĞURUN | : | Gizli,habersiz. Örn. Heriften uuğurun verdim aman haberi olmasın. |
| UUNMAK | : | 1. Ağlamanın şiddeti ile sesin tamamen gidip yüzün ve dudakların morarma hali. 2. Dönen bir şeyin sabit ses çıkararak dönüş hızındaki maksimum hali. Örn. 1 Çocuk ağlaya ağlaya uuğundu. 2. Fırıştak ( topaç ) uuğundu. |
| ÜRMEK | : | Havlamak, Örn. Akşam it ürüyordu. |
| VEZİL VEZİL ETMEK | : | Çocuğun ağlar gibi sürekli huzursuz sesler çıkarması. Veya yalvarır gibi konuşmak. Örn. 1. Çocuk hasta mı neyse vezil vezil ediyor. 2. Ya vezil vezil etme ne diyeceksen düzgün söyle. |
| YAALIK | : | Eşarp. Örn. Ne kadar pasaklı yaalığını gördünmü. |
| YADIRGI | : | El yabancı. Kırk kat yadırgı: tamamen yabancı hiçbir akrabalık yakınlık olmayan. Örn. Kırk kat yadırgı senin yaptığını yapmaz. |
| YALABADAK | : | Yalnız başına. Örn. Kele ( bir kadının diğer bir kadına hitap şekli ) yalabadak böyle nereye gidiyon korkmadan. |
| YANAZ | : | Burdaki "n" harfi genizden çıkar. Ters,huysuz, inatçı bildiğini okuyan kişi manasında. Örn. Ne yanaz bir çocuk bu ya. Dediğim dedik ( başka fikir kabul etmiyorum ) diyor. |
| YANGAL | : | Hısımcak, akrabalar arası ilişkileri sıkı tutan. Örn. Bu çocuk çok yangal hiç babasına çekmemiş. |
| YARENLİK | : | 1. Arkadaşlık. 2. Şaka, latife. Örn. Durda yaylaya birlikte yarenlik ederek gidek. 2. Sen onun kusuruna bakma o sana yarenlik ( şaka ) etmiş. |
| YAYMA | : | Çuvalın büyüğü Haralın küçüğü olan büyükçe çuval. Örn. İki yayma unum var. |
| YAZI | : | Yer. Örn. Yazılar daha ıslak oturulmaz. |
| YEENTİ | : | Hayvanlara belirli zamanlarda verilen saman küsbe vs. genel adı. Örn. İneğin öğlen yeentinisin verdinmide boş boş geziyon. |
| YEĞELGEÇ | : | Şımarık kişi. Örn. Ne kadar yeğelgeçsin biraz ciddi ol. |
| YEKİNMEK | : | Kalkmak, doğrulmak. Örn. Dur bre hemen yekinme bir çay daha iç. |
| YELE YELE | : | Güçlüklere göğüs gere gere. Örn. Yele yele çalıştıda yemeden öldü. |
| YELLENMEK | : | Yürüyüş hızını artırmak. Örn. Biraz yellenek davara geç kalacağız. |
| YERÇİMEK | : | Yük görmek, yüksinmek. Örn. Bir yıl baktıda daha bir gün yerçinmedi. |
| YERİNMEK | : | Başkalarına imremek. Örn. Ben sizi kimseye yerindirmedim. |
| YERNİK | : | Yerinen kişi. Örn. Allah kimseyi yernik etmesin. |
| YİIR YİIR ETMEK | : | ? Örn. Yeni arabayı göreceksin yiır yiır ediyor. |
| YİTMEK | : | Kaybolmak. Örn. Falancanın ineği yitmiş. |
| YORNUK | : | Yorgunluk. Örn. Eskiden yaya Tomarza ya giderlermiş yornuk ne bilmezlermiş. Durun gadanızı aliim bir yornuk çayı için. |
| YOYLU | : | Çabuk sinirlenen. Örn. Oğlum ona uyma o yoylunun biri. |
| YÖREP | : | Rampa. Örn. Tavşan yörebe daha iyi kaçar. |
| YUNAK | : | Çamaşır. Örn. Bir teşt yunak yudum. |
| YÜKLÜK | : | Yüklerin ( yorgan döşek .. Vs ) konulması için evliklerde bulunan duvara çakılı kazıklar üzerine konan tahta. Bu tahtanın üzerine yük konur. Örtüsü uzunca yük kilimi denilen sanat eseri olur. Örtünün altında ise çuvallar içerisinde un bulgur gibi yiyecekler bulunur. Bunların bütününe yüklük denir. |
| ZAHAR | : | 1 Herhalde. 2 Olması kuvvetle muhtemel olan. Örn.1. Zahar bir gün bizi düşünür. 2. Şimdi kurtuldum sanma zahar birgün elime geçersin. |
| ZATİ | : | Zaten. Örn. Nasrettin hoca eşekten düşünce zati bende inecektim demiş. |
| ZAVIRLAMAK | : | Fırça atmak, kızmak. Örn. Bir şey söylemeden hemen adamı zavırlıyor. |
| ZERZA | : | Kapıları kilitlemeye yarayan ağaç ve metal sürgü. Örn: Gasbalığı iyi zerzalada koyun çıkmasın. |
| ZEVLE | : | Kağnılarda öküzün boynunu geçirdiği iki saplama çubuk. Alttan ip ile öküzün boynu bağlanır. Örn. Oha! vardır saban sürdürür oha! vardır zevle kırdırır. ( atasözü ) |
| ZILLIMAK | : | Bir bahane uydurup oyundan çıkmak. |
| ZOKURDANMAK | : | Alçak sesle homurdanmak, kızgınlığını belli etmek. Örn. Kim ile tartıştıysa zokurdana zokurdana gidiyordu. |
| ZORLATMAK | : | Hücum etmek. Örn. İt nasıl bir zorlatırsa elim ayağıma dolaştı. |
| | | |
| | | |
| | | |
| | | Derleyen : İRFAN İZGİ |