Giriş Formu



ZİYARETÇİ SAYISI

Bugün51
Dün416
Haftalık1725
Aylık20983
Hepsi373306

Kimler Sitede

Şuanda 68 konuk çevrimiçi

Kayseri'de Hava

Açık

-12°C

Kayseri

Açık
Nem: %79
Rüzgar: Kuzey yönünden 13 km/s hızında
Per -13°C / 0°C Parçalı Bulutlu
Cum -11°C / 0°C Açık
Cmt -8°C / 0°C Açık
Paz -1°C / 3°C Az Bulutlu

Son Eklenen Yazılar



Arslantaş Hakkında
Kullanıcı Değerlendirmesi: / 24
ZayıfEn iyi 

BÜTÜN AYRINTILARIYLA GEÇMİŞTEN GÜNÜMÜZE KÖYÜMÜZÜN TARİHİ

GİRİŞ:

 Köyümüzün tarihini eski insanlarımız dün gibi iyi bilmekteydiler. Ancak her geçen gün tek tek kaybettiğimiz bu büyüklerim ile birlikte köyün tarihi ve yaşanmış nice canlı hatıralar bir bir kaybolmakta ileri kuşaklara aktarılmamaktadır. Günümüzde bırakın köyün tarihini genç nesil öz amcasından başkasını tanıyamaz hale gelmiştir. Kaleme aldığım bu yazı günümüzde basit gibi görünse de bundan 50 veya 100 yıl sonraki kuşaklarımıza altın değerindedir. Kaleme aldığım köyün tarihi yaklaşık 200 yıllık bir tarihtir. Şöyle bir düşünecek olursak keşke o yıllarda böyle bir tarih yazısı kaleme alan çıksaydı bu yazı günümüze gelseydi taa 200 yıllık tarihide onun yazdığını düşünsek şimdi 400 yıllık tarihimizi bilecek hangi yaylalara çadır kurduk. Nerelerde yazladık nerelerde kışladık hepsi bilinecekti. Bari benden sonrakiler bilsin diye kaleme alınmıştır.

Yazılı bir tarih olmadığı için dilden dile günümüze kadar gelen ne kadar bilgi varsa derlemeye çalıştım. Köyün yaşlılarına sordum sohbet ettim görüntülü kayıtlarını alıp arşivledim. Birbirleriyle çelişen bilgi olursa yazmadım. Herkesin mutabık kaldığı bilgileri kaleme aldım. Başkalarında olan sesli veya görüntülü kayıtlarında alabildiklerimi alıp arşivledim. Kendi çapımda yaptığım nüfus bilgileri gibi kaynaklarla da doğruladım. Nüfus bilgileri Cumhuriyet Tarihinden sonra eskiye dönük kaleme alındığı için eski insanların doğum tarihleri yanlış yazılmıştır. Bazılarında ise eksik veya yanlış bilgi vardır. Bunları da sözlü bilgilerden düzelttim.

Yaşlılarımızdan H. Mustafa İzgi amcam köyümüzün tarihi ve diğer birçok bilgileri en iyi bilen insandır. Hafızası çok kuvvetli olup büyüklerinden duyduğu her şeyi hiç unutmadan günümüze aktarmıştır. Öyle ki Taa Hacı Kea dedemin kaç koyununun olduğunu ve o koyunlarından birisini falan köyden falanın çaldığını çobanının falan olduğunu dün yaşanmış bir hatıra gibi anlatır. Bazı yerlerde sanki yıllar öncesinden bahsetmiyormuş ta günümüzdeki bir olaydan bahsediyormuş gibi yapılan haksızlıkta gözleri dolarak anlatır. Bu özelliklerinden dolayı herkesin bilgisine itiraz edemeyeceği H. Mustafa amcamdan çok faydalandım.

Tek taraflı olmaması içinde her kabilenin yaşlılarıyla görüştüm. Bu çalışmalarım bitmemiş olup daha ilk başlangıcı olarak kabul ediyorum. İlerde ömrüm elverdiği müddetçe daha da fazla bilgiler katarak her geçen gün zenginleştirmek istiyorum. Sadece tarih olarak değil Arslantaş adına her şeyin bulunabileceği bir kitapçık olmasını arzulamaktayım. Yazılan bütün bilgilerin arkasındayım. İtirazlara cevap verebilirim. Onun için görüntülü veya sesli arşiv yapmaktayım. Yazımın bütünlüğü kendi bilgilerim ve ulaşabildiğim kadarıdır. Eğer bizden az bahis var diye itiraz eden olursa lütfen kendilerindeki sesli görüntülü vs. ne varsa benimle paylaşırsa yazımız daha da zengin olur. Buradan benimle bilgi paylaşan herkese bir kez daha teşekkür ediyorum. Unutmasınlar ki bu bilgileri benimle değil kendi gelecek nesiller ile paylaşıyorlar.

Unutmamak ve Unutturmamak adına….

 

İrfan İZGİ ( İmir/Hacı Kea/Mulla Mahmut/Hacı Osman/Halil oğlu irfan )

 

AVŞARLAR:

Avşar boyu Oğuz Kağan Destanı'na göre Oğuz Türklerinin 24 boyundan biridir. Bu boyların Bozoklar kolundan (sağ kolundan) Oğuz Kağan'ın oğlu Yıldız Han'ın dört oğlundan en büyüğü olan Avşar'ın soyundan gelir.

Prof. Dr. Faruk Sümer in Türkmenler isimli kitabında Avşarlar isimli bölümünden kısaca alıntı yapacak olursak: 

Avşarlar 11. yy dan itibaren mühim roller oynamak suretiyle adlarını zamanımıza kadar yaşatmış biricik oğuz boyudur. Avşarlar Reşided-din de hükümdar yetiştirmiş 5 Oğuz boyundan biri olarak zikredilir. Bu da Avşarların oğuzların İslamiyet’ten öncede de en güçlü bir boy olduğunu gösterir. Avşarlar Boz-ok kolunun en büyük ve en kuvvetli boyundan biridir.16. yy ait tahrir defterlerinde Avşar adı pek çok yerde görülmektedir. Selçuklu döneminde de kaynaklarda akisler yapmış 3-4 boydan birisi yine Avşarlardır. Anadolu’da kayı boyundan sonra en çok yer ismi Avşarlara aittir. Bu da Anadolu nun Fetih ve iskânında en mühim rol oynamış boylardan birisi olduğunu göstermektedir. Karamanoğulları beyliğinin Avşarlara ait olduğunu ve Dulkadirli beyliğinin kuruluşunda da Avşarların bulunduğu belirtilmektedir.

15, yy da Avşarların Ak koyunlu faaliyetine katıldıkları görülmektedir. Bunun sonucunda Avşarların bir bölümü İran a gitmişlerdir. Safavi devleti kurulduktan sonra Anadolu’dan İran a yine göçler oldu. Bu Avşarlar Nadir Şah döneminde İran da Avşar Devletini kurdular.

Tarihin her döneminde Anadolu, Suriye ve İran topraklarında Avşarlar çeşitli oba adları ile savaşmışlar, yurt edinmişler, beylik kurmuşlar veya diğer ordularda önemli görevler almışlardır. Çeşitli isim altında Anadolu nun çeşitli yerlerine yerleşmişlerdir. İran da 14. yy da en kalabalık Türk boyunun Avşarlar olduğu ve 88.000 nüfusunun olduğu belirtilmektedir. Bu günde İran ın her yerine dağılmış olan Avşar lar en çok, Huzistan Fars ve Kirman da yaşarlar. Diğer ülke ve yerlerdeki Avşarlara değinmeden, kısa dar bir çerçeveden bizi ilgilendiren kısma bakacak olursak;

Haleb Türkmenlerine mensup kalabalık bir Avşar oymağı 18. yy dan itibaren kışlamak için Haleb dolaylarını bırakıp Çukurova ya inmeye başlamışlar. Bu oymak devlete Zamantı çayı kıyılarına yerleşeceklerini söylemiş olsalar da, bulundukları yerde komşu köylere “Kovgun” adını verdikleri saldırı düzenledikleri için Devlet bunları 1703, 1712 ,1729 ve1730 yıllarda birçok kez  Rakka ya sürgüne gönderse de orda fazla durmayıp kaçarak tekrar yurtlarına gelmişlerdir.  1742 yılında Birçok Avşar ileri gelenleri idam cezası almış olmakla birlikte kararın ne kadarı infaz edildi bilinmemektedir. 18. yy dan itibaren devlet otoritesinin zayıflaması üzerine Avşarlar Kayseri,Elbistan,Malatya yolunu yazın ellerinde tutuyorlardı.

1865 yılında Fırkai İslâhiye bu Avşarları iskâna mecbur tutunca Avşarlar diğer oymakların aksine yaylaklarını tercih ettiler. Ancak Kafkaslardan gelen Çerkezlerin Avşarların yurdu olan Uzunyayla ya yerleştirilmesi üzerine Avşarlar dağlık verimsiz dar yerler yerleştirildiler. Böylece sıkıntılı ve hüzün verici bir hayata mahkûm edildiler.

Köyümüzün obasının adı Koca Nallı obasıdır. Yöremizdeki Avşar obalarına gelince: 1. Kara şeyhli, 2. Koca Nallı, 3. Halil oğlu, 4. Kara Receb a. Arap Hasanlar b. Hacı Mustafa c. İbrahim Beğ, 5. Cingöz oğlu , 6. Halil Paşa oğlu, 7. Torun, 8. Deler ( Deliler ) 9. Türkmen dir.

 

            ASLIMIZ:

Dilden dile gelerek günümüze ulaşılan sözlü bilgilere göre; Aslımız Horasan’dan gelmedir. Oradan gelenlerden altı kardeş varmış, bunların üçü Kayseri/Sarız ilçesi civarına yerleşirken diğer üç kardeş  ( İbrahim, Koca Salman ve Halloğlu ) Sarız yöresine yerleşmeyip,  İbrahim’ in nesli: Güzelce, Tatar köylerinin tamamını, Melikviran Köyünün yarısı, ve Alaler Köyünün de bir kısmını oluşturmaktadır. Bizim dedemiz Koca Salman’a gelince O’nun nesli ise; Emiruşağı, Arslantaş, Karapınar, Çanakpınar Köylerini oluşturmuştur.

            Köyümüz Hükümdar yetiştirmiş beş büyük Türk boylarından olan “Avşar” boyunun “Koca nallı / Koca hallı “ kolundandır.

Köyümüz adı daha 1910 yılına kadar “ Kirkörsün” olan “Emiruşağı” köyünden ayrılmadır. O zamanlar Kirkörsün köyü Sivas ili Aziziye ( Pınarbaşı ) ilçesi Karamıklı ( Bealer ) bucağına bağlı imiş.  Emiruşağı köyünde İmir isminde “ Çavuşlular “ kabilesine ait bir şahıs varmış. İmir in ismi nüfusta “ Bazen İmir bazen de Emir “ olarak geçmektedir.

 

Bir Göç Hikâyesi:

İlk Göç:

İmir’ in beş oğlu ile bir kızı varmış. Bunlar:

1. Hacı Kea,

2. Paşa ( İbrahim ) Kea,

3. Hacı Yusuf,

4. Hasan,

5. Himmet Çavuş.

Birde kızı Selver.

Bunlardan; Hacı Kea; Hacıkealer in dedesi. Paşa Kea ( nüfus bilgilerinde İbrahim olarak geçer );  Paşaların dedesi. Hacı Yusuf; Asiye Hacı ve Asiye Mehmet dedenin ( Kaya ların ) anadan dedeleridir. Hasan; Ali Kea’nin kayın babası, Selver ise Helimoğlunun ( nüfusta Hafız Mehmet olarak geçer )  eşidir.

İmir’ in büyük oğlu Hacı Kea diğer kardeşlerini yanına alarak Miladi 1830 lu yıllarda Emiruşağı köyünden göç eder. Göçme sebebi tamamen kendilerine başka yurt ( yayla-otlak ) edinmek içindir. Yoksa Emiruşağı köyünde herhangi bir kavga veya başka bir zorunlu göç değildir. Aksisi söz konusu olsaydı daha sonraki yıllarda Emiruşağından kız alıp veremezler irtibatı tamamen keserlerdi öyle olmamıştır. Emiruşağı dan yola çıkan Hacı Kea ve kardeşlerinin bu ilk göçünün rotası belli değildir. Yani direk bizim köy planlanarak yola çıkılarak köyümüze gelinmiş değildir. O zamanlar Suyusoğulan mevki, Nurvananın bulunduğu yer gibi bazı yerler konmak için alternatif olsa da hiç biri kabul görmemiştir.  Hacı Kea ve kardeşleri ilk önce köyümüzün güney batı yönünde bulunan şimdiki ‘çat’ olarak bilinen yerin alt kısmında birkaç yıl kalırlar. Kalıcı ev yapmamışlardır. Bulundukları yer sık orman olduğu için kalın ağaçların kovuklarında çul ve kilim ile barınak yaparak birkaç kışı geçirmişler kışın su ihtiyaçlarını ise kar suyundan sağlamışlardır. Buradan sonra daha aşağıya şimdiki “ Yataklar ” dediğimiz yere inerler ve ilk kalıcı evi de burada yaptıkları söylenir. Birkaç yılda Yataklarda kaldıktan sonra bu kez yüklerini toplayıp köyümüzün tam karşısında bulunan “ Alikealerin davar yatağı “nın bulunduğu yere konmuşlardır. Davar yatağında bulunan şimdiki armut ağacının bulunduğu yerde gövdesi çok büyük içi çürümüş büyük bir ardıç ağacı varmış birkaç yılda bu ağacı çul ve kilimlerle barınak yaparak yaşamışlar. Bu bilgiler köyümüzün en yaşlısı olan Hayri Önder amcaya anası tarafından bizzat aktarılmıştır. Hayri amcanın anası Hacı Kea nin öz torunu Fadime bibidir.

 

Terk edilmiş bir garip köy: Günümüzde Alikealerin davar yatağı olarak bilinen yerde çadırları bulunan Hacı Kea ve kardeşleri hayvanlarını otlatırken ormanlığın içinde eski duvar ( ören ) yerlerini ve eski mezar taşlarını görmeleri üzerine burasının daha önceden kullanılmış bir köy olduğunu anlarlar. Daha sonra da köyümüzün ilk ismini aldığı kuyuyu yani “ Kokarkuyu “ yu bulurlar.  Bahse konu kuyu günümüze kadar gelmiştir. Şu anki Osman Hoca ( Kaya ) emminin karşı tarlasının içinde bulunan kuyudur. Terk edilmiş bu köyün adının “ Karaköy “ olduğu dilden dile günümüze gelmiştir. Bu Karaköy ün Müslüman köyü olmadığı muhtemelen Ermeni köyü olabileceği zannedilmektedir. Karaköy den kalma üç adet kilise kalıntısı olduğu söylense de benim şahsi görüşüm bunların birer kilise değil o zamanın güzel ve dayanıklı yapıları olduğudur. Eğer bunlar kilise olsaydı 1909 yılında yöremizi gezen ve taş taş her kilisenin resimlerini çeken Gertrude Bell isimli İngiliz ajan ve gezgini bayan o kiliselerinde resmini çekerdi, ama sadece köyün genel görünüş resmini çekmiştir. Bu yapıların kalıntıları 1960 yıllarına kadar kendisini koruyabilmiş ise de daha sonra ev yapanlar bu taşları duvarlarında kullanarak tamamen kaybetmişlerdir.  Bu yapılardan birisi şu anki Mustafa Ali Bağırgan amcanın evinin bulunduğu yerde, diğeri Yunus Davarcı nın babasının ( Sarı Kea nin Ahmet in ) evinin bulunduğu yerdedir.

1843 yılında köye ilk evlerin yapıldığında köyün yeri tamamen ormanlıkmış. Hacı Kea nin evi sökülünce evliğin direğinin kökleri ile birlikte olduğu fark edilmiş yani ağaç belirli bir yükseklikten kesilmek suretiyle yerinden sökülmeden direk olarak kullanılmış o derece köy ve çevresi ormanmış. Şimdiki Hayri Önder amcanın evinin bulunduğu yerden itibaren Durdu Saraç amcanın evinin oraya kadar yani köyün batı ( dere ) tarafı eski yerleşim yerine ait mezarlıkmış. Şimdiki evler yapılırken birçok insan mezarı tahrip edilmiştir. Hayri Önder in evinin önünde bulunan taştaki değişik ebattaki oyma çukurları Hayri amca birilerine gösterdiğinde “ burada bulunan mezarların kimlere ait olduğunun ve toplumdaki yerini gösterir işaretlerdir” cevabını almıştır.

Bu terk edilmiş köyün yönünün güneye dönük olması ve de su kuyusunun bulunmasından dolayı burasını köy kurmak ve yerleşmek için uygun görürler ve ilk kazmayı vurarak evlerini yapmaya başlarlar. Bu arada yıl 1843 tür. Bu beşkardeşte evini şu an köyün ortası olan yere birbirlerinin yakınına yaparlar. Köyün kuruluşunun 1843 yılı olduğunu ise köyümüzün okumuş ve bilge kişisi olan 29 yıl eğitmenlik yapan Eğitmen Hulusi İzgi amcamın 1973 yılına ait ses kaydında “ Bizzat Halil Kea ( Hacı Kea nin oğlu ) den öğrendiğini söylemiştir. Bu tarihte de yanlışlık yoktur.

 

İlk evler:

 Hacı Kea evi: Hacı Kea dedem evini, şu anki Ahmet İzgi amcamın evinin önündeki bahçenin içine yapar.  Evin tam yeri amcamın evinin ön tarafında bostanın tam ortasındadır. Bu ev 1940 lara kadar durmuştur. Önünde söğüt ağacı bulunan bu evi daha sonra Hacı Osman dedem bozarak evin hemen üst kısmına yeni evini yapmış daha sonrada 1982 yılında Ahmet amcam bu evi de yıkarak biraz daha üste şimdiki evi yapmıştır.

 

Paşa Kea nin evi: Paşa keanin evi ile ağabeyi Hacı Keanin evi yan yanaymış, birbirlerinin penceresinden ışıkları görünürmüş. Paşa Keanin evi şimdiki Ali Kayanın yanı yani şu anki yukarı çıkan yolun ortasındaymış. O yol aşağıya direk inmezde Osman Kaya amcanın evine doğru gittikten sonra dönüp aşağıya inermiş. Daha sonra Paşa Kea evini biraz daha yukarıya şimdiki Ali Kaya nın evinin arkasında Hayri Önder amcanın arsası içinde kalan alt köşeye yapmış ve yol da şimdiki halini almıştır. Daha sonra Paşa Keanin çocukları bu ev yerini Hayri Önden amcanın babası Mulla İsmail e satarak Acem Ustanın evinin bulunduğu yere evlerini yapmışlardır.

 

Hacı Yusuf’un evi:  Şimdiki Ali Kaya nın bakkalının arkasındaki ahırdır. Hacı Yusuf un oğlu olmadığı için ev yeri kızına yani Asiye Hacı ve Asiye Mehmet dedelerin anneannesine kalmıştır.

 

Himmet Çavuş’ un evi: O da evini Hacı Yusuf un evinin biraz daha önüne şimdiki trafonun bulundu yere yapmış.

 

Arap Hasan’ ın evi: Hasan dede de evini Himmet çavuşun evinin az daha altında şimdiki Veli Hoca ( işçi ) nin evinin bulunduğu yere yapmış. Daha sonra kızı Hürü yü Ali Kea ye verecektir. Onun için evi şimdi Alikealerin olmuş. Hasan dedenin ismini H. Mustafa izgi amcam “ Arap Hasan “ olarak söylese de bu “ Arap “ lakabımı? Yoksa Avşarların Araphasan kolunun adımı? Diye tereddüt ettiğim için yanlışlık olmaması adına “Arap Hasan” değil de “Hasan” olarak yazdım.

Böylece beşkardeş evlerini yukardan aşağıya doğru birbirine yakın alt alta yapmışlardır. Hacı Kea nin en büyük kardeşleri olduğu bilinmektedir. Ancak ondan sonraki kardeşlerinin hangisinin hangisinden büyük olduğu kesin olarak belli değildir. O yıllardaki doğum tarihleri nüfus defterlerine aktarılırken yanlış aktarılmıştır. O zamanki örf adet ve töreye bağlılıktan dolayı yaşlarını ev yerlerinden anlayabiliriz. Büyük ağabeyden sonra herkes yaş sırasına göre evini bir alta yapmıştır. Günümüzde bile küçükler mecliste büyüklerinin bir altına oturur. En üste en yaşlı kimse oturur.

 

İkinci Göç:

 Mustuk Kea ve Zeledin Kea nin gelişi: Yukarıda bahsettiğimiz gibi eski yerleşim yerini bulan ve buraya ev yapan ilk göçle gelenler çok kısa bir süre sonra, Emiruşağındaki akrabaları olan aynı kabileden Mustuk Kea ve Zeledin Kea ye haber gönderirler. Burasının eski bir yerleşim yeri olduğunu su kuyusunun olduğunu, hayvan otlaklarının ve yakacak ihtiyaçlarının bol olduğunu kendilerinin de buraya gelerek birlikte yaşamalarını yurt edinmelerini söyler ve amca çocukları olan Zeledin Kea ve Mustuk Kea nin de gelmesi ile köy şekillenir. Mustuk Kea nin Hacı Kea ye akrabalığı amca çocukları olarak bilinmektedir. Yani Mustuk Kea İmir in kardeşinin oğludur ancak bu kesin olarak bilinmemektedir. Ancak öz de olsa dolaylı da olsa amca çocukları olduğu ve aynı kabileden olduğu kesindir. Zeledin Kea e nin öz olmadığı bilinmekte olup oda yine aynı kabileden akrabadır. Yukarıda belirtilen ilk göçte ve köye ilk gelişte olmayan Mustuk Kea ile Zeledin Kea, Hacı Kea ve kardeşlerinin köye ilk evlerini yaptıktan çok kısa bir süre sonra köye gelmişlerdir. Bu süre için şu kadar zaman da diyemiyoruz. Ancak köyün en güzel yerlerindeki tarlaların ve en çok tarlanın Hacı Kea ye ait olduğu görüldüğünde Zeledin ve Mustuk Kea nin en az Hacı Kea nin epey bir yer aldıktan sonra köye geldikleri anlaşılmaktadır. Bu da benim şahsi görüşüm birkaç yıldır. Zaten H.Mustafa İzgi amcamda bu aradaki zamanı kısa bir süre sonra diye bahsetmektedir.

 Mustuk Kea nin evi: Mustuk Kea evini şimdiki Harun Bağırgan ın babasının evinin bulunduğu yere yapar.

 Zeledin Kea nin evi: Zeledin Kea ise evini şimdiki Halis Davarcının oturduğu evin altına yapar, halen ahır olarak kullanılmaktadır.

Böylece bu beş öz kardeş ile iki amca çocukları Kokarkuyu Köyünü oluştururlar. Hacı Kea nin çok sayıda sığırları ile keçi ve koyunlarının olduğu bilinmektedir.

Emiruşağı Köyündeki Saraç Osman ile İkiz Mehmet Emiruşağı köyündeki en yakın akrabalarımızdır. Daha 1940 lara kadar Emiruşağı köyündeki bize ait tarlalarımız bulunmaktaydı. Dedem Mulla Mahmut oğlu Hacı Osman İzgi Emiruşağı daki diğer akrabalarımızın ekip biçtiği bizim dedesi Hacı Kea ye ait tarlaları onlara cüzi bir bedel karşılığı bir oğlağa satmıştır. Bir kısım amcam satmasına karşı çıkarken bir kısım amcam ise “ Zaten yıllardır onlar ekip biçmiş varıp ilgilenmemişiz satmasak ta zaten olanların olmuş” diyerek satışı desteklemektedirler. Adına satma da denilemez sembolik bir bedel alınmıştır.

 Emiruşağındaki Tarlalarımız;

Sadece Hacı Kea nin değil hepsinin Emiruşağı dan geldiği için, orada tarlaları vardı. Emiruşağından Karapınar ın mezarlığına doğru gelen çat dibi ile birlikte Hacı Kea dedimin,  Emiruşağına çıkan Mustafa emminin evinin ( yeni tepenin başı ) sol tarafı yine Hacı Kea dedemin, Zelfin Köyüne gelen yolun altı Hacı Kea dedemin, sol tarafı Mustuk Kea dedenin, Karapınarın tarlalarını geçtikten sonra Emiruşağı na kadar yolun sol tarafındaki tarlalar ile Çanakpınar sapağından sonra üç tane alt alta aynı boy olan tarla Hacı Kea dedeminmiş. Emiruşağından Güzelce köyüne giden yolun üst tarafındaki gözün içinde de Zeledin Kea dedenin tarlaları varmış.

 

Diğer göç edenler:

 Helimoğlu: Hacı Kea ile kardeşlerinin ve Mustuk Kea ile Zeledin Kea amca çocuklarının bulunduğu bu Kokarkuyu köyüne daha sonra Helimoğlu olarak bilinen nüfusta adı Hafız Mehmet olarak geçen Helimlerin dedesi olan Helimoğlu Pınarbaşı ilçesine bağlı “ Karaman “ köyünden gelir. Helimoğlu köye geldiğinde bekardır ve tek başına gelir. Helimoğlu na Hacı Kea kız kardeşi olan Selver i vererek bunları evlendirmiştir. Helimoğlu evini şimdiki Döne Hayta nın evinin bulunduğu yere yaparak köyümüze yerleşmiştir.

 Ali Kea: Helimoğlu ile aynı zamanda Alikealerin dedesi olan Ali Kea de Pınarbaşı na bağlı “ Araplı ” köyünden köyümüze gelirler. Ali Kea de köye geldiğinde Helimoğlu gibi bekârdırlar ve tek başlarına gelmiştir. Ali Kea ye ise Hacı Kea nin kardeşi Hasan ın kızı olan Hürü yü vermişlerdir. Böylece Ali Kea de köyümüze yerleşmiştir.

 

Saraç soy isimlilerin gelişi; Köyümüzdeki çocukların eğitim problemi başlayınca şimdiki Saraç soy isimlilerin dedesi olan Aliefendi dedenin babası Emiruşağı köyündne akrabamız olan Hüseyin Çavuş okuma yazma bildiği için “ çocuklarımızı okut “ diye haber gönderilir, Hüseyin Çavuş ta böylece köyümüze gelerek yerleşir.

 Gök soy isimlilerin gelişi; Gök soy isimlilerin dedesi olan İbiş ise Pınarbaşı nın Halevik ( Çakılkaya ) köyünden gelerek köyümüze yerleşir.

 İzmirli soy isimlilerin gelişi; İzmirli soy isimlilerin dedesi ile Hüseyin Saraç ( Keha ) amcanın babası olan Yusuf “ Aydınlı Yusuf” olarak bilinir. Aslen aydınlıdır. ( Köyümüzün yaylalarına yazın gelen göçebelerdendir. ) Saraçların kızını almak suretiyle köyümüze yerleşmiştir.

Böylece köyümüz tam anlamıyla kurulmuş olur. Kız alıp kız vererek köyde yabancı kimse kalmaz ve herkes bir yerden birbirleriyle dolaylıda olsa akraba olurlar. Soy ağaçları iyice takip edildiğinde uzak olarak bilinen kişilerin dahi birbirlerine ne derecede yakın akraba oldukları anlaşılır. Hacı Kea ve kardeşlerinin gelişinden sonra şu kabile şu tarihte daha sonra şu geldi diye bir şey söyleyemiyoruz. Kimin hangi tarihte geldiği ve kimin kimden kaç yıl önce geldiğinin de bir değeri yoktur. Bu ilk kuruluşta köyümüz Sivas ili Aziziye ( Pınarbaşı ) ilçesi Karamıklı ( Bealer ) bucağına bağlı………….

 Köyü terk eden bir garip aile “Aşçılar”: Aşçıların köyümüze Saracık köyünden geldiği söylenmektedir. Evleri Şimdiki Hayri Önder amcanın evinin bulunduğu yerdedir. Şu anda köyümüzde Aşçıların hiçbir kimsesi kalmamıştır. Aşçılar ile Mustuklar arasında çıkan sürtüşme sonucu Aşçılar tek ev olduğu için sayıca kendilerinden üstün olan Mustuklara karşı duramamış ve köydeki ev ve tarlalarını satarak köyü terk etmişlerdir. Hayri Önder amcanın şimdiki evinin yerini babası Mulla İsmail dede Aşçılardan satın almıştır. Aşçılar Kadirli ilçesine taşınmışlardır. Köyümüzde Aşçılardan hiç nesil yok diyemeyiz çünkü Halil Kea dedemin eşi Ümmügülsüm ebe Aşçılar kızıdır. Yine Taşkıran Osman Hayta dedenin anası ile Mustuklardan Rahime ebe ve İsmail dedenin anaları öz bacıdır ve Aşçılardandır.

 Tarla ve Ev yerlerimiz:

Köye ilk göçüldüğünde çalılık ve taşlı olan düz yerlerin çalılarının sökülüp taşlarının da temizlenmesi yoluyla tarla yerleri açılmıştır. Bu tarla yeri açma işine “ sökme “ denilmiştir. O zamanki kişiler buldukları uygun yerleri sökerek kendilerine tarla yapmışlardır. Daha sonraları Osmanlı döneminde buralara o kişi adına tapular verilmiştir.

O zamanlarda tapu verilerken buna karşılık bir miktar altın alınır. Sıra güneyin dibine gelince söz konusu 48 dönüm tarla için Hacı Kea ve kardeşleri bir araya gelerek tarlaları yazdırmak isterler. Görevli tapu için şu kadar altın verilecek dediğinde, Hacı kea kardeşlerine herkes hissesine düşen tarla oranında altını versin der. Kardeşleri de Hacı Kea ye “ sen ver de biz sana verelim “ der. Hacı Kea de “ Ben niye vereceğim” diyerek kardeşlerine kızan hacı kea tarlaları yazdırmadan dışarı çıkar. Bunun üzerine Ali Kea içeride ne olup bittiğini sorar. Hacı Kea durumu anlattığında Ali Kea, Hacı Kea ye “ Ya niye kızıp ta dışarı çıkıyorsun. Git altını ver hepsini kendi adına yazdır. Eğer kardeşlerinde tarla isterse altını versinler hissesini alsınlar”  der. Bu fikri uygun gören Hacı Kea içeri girer güneyin dibinden kendi adına 48 dönüm tarla yazdırır.

Çomoluk Hacı Kea adına tek tapuludur. Tapular hala günümüze kadar gelmiştir. Çomoluğun tapusunda;  güneyi oluk, kuzeyi Çavuş emminin evinin önündeki boğaz, doğusu kaya batısı ekşimenlikdeki dere olmak üzere iki dönüm olduğu belirtilmiştir. Yataklar ise yine Hacı Kea nin olup köyün başka yerleri gibi Yataklarda daha sonra köydeki oturanlara bedelsiz verilmiştir.

 ...

 

         Kurubel ile Kızılgöl ün alınışı:

Kurubel yaylası ile Kızılgöl yaylası devlet arazisiymiş ( Mera ). O zaman geçimi hayvancılık olan köylülerimiz için bu büyük sıkıntı doğurmaktadır. O zamanlar bu işi yapabilecek Hacı Kea nin küçük oğlu Mulla Mahmut varmış. Mulla Mahmut Tomarza da okumuş tahsilli bir insandır. Üç mühürlü diploması günümüze kadar gelmiştir. Diğer kişi ise Hayri Önden amcanın babası olan Mulla İsmail imiş. Mulla İsmail Hacı Kea nin torunu ile evlidir. Zamanın vergi memuru ( öşürcü ) olduğu için onun da ufku geniştir. Köylülerimiz bu iki kişiye giderek “ Kurubel ve Kızılgölü dava edin alın. Davayı kazandıktan sonra sizin çalışmalarınıza ve masraflarınıza karşı paylaşılacak olan bu yaylalardan herkesten iki kat fazla hisse alın” derler. Mulla Mahmut (dedemin babası)  O zamanki ilçemiz olan Pınarbaşı’na ( Aziziye ) gider. Pınarbaşı nda Mıırdıç isimli avukata 17 kırmızı lirayı cebinden ödeyerek avukat tutar. O zamanki ilimiz olan Sivas a köyden şahitler götürür. Bunların kayıtları yakına kadar saklanmış ise de günümüzde kaybolmuştur. Bu Yaylalar davası devam ederken Kurtuluş Savaşına giden Mulla Mahmut dönmez davayı sadece avukat takip eder köyden takip eden kimse olmaz. Dava sonuçların ve Kızılgöl yaylası ile Kurubel yaylasını köy kazanır. Kurubel’i belden bu tarafa doğru Kuyuyeri’ne kadar yolun güney tarafını köylü tarla olarak sökmüş herkes birer hisse alırken Mulla Mahmut ile Mulla İsmail e anlaşma gereği ikişer hisse vermişlerdir. Daha sonrada sökülen yerlerden vazgeçilerek köyün ortak alanı olarak kullanmışlar. Köylü ile Mulla Mahmut arasındaki anlaşmaya göre; Mulla Mahmut un dava masrafı olan 17 kırmızı lirasını eğer köy vermez ise Kurubeli ve Kızılgölü Mulla Mahmut kendi adına alacakmış. Anlaşma öyleymiş. Mulla Mahmut savaştan dönmeyince parası da ödenmemiş her şey yarım kalmış. Kızılgöl de küçük küçük baş hayvan ( yoz ) beslendiği için her yıl otu satıldığından o tarihte kızılgöl çok değerliymiş. Hacı Osman dedem sağ iken ( ölümü 1954 ) aşağı köylüler gelerek Kızılgöl ile Berçin yaylasını takas etmek isterler ancak bizim köy kabul etmez.

         

        Köyün isminin değiştirilmesi:

        Köyün ilk adının “ Kokarkuyu “ olması köyün ilk kuyusu olan kuyudan gelmektedir. Bu “Kokarkuyu” ismini her iki manada da kullanan vardır. Bir kısımları Kuyu ve çevresinin pis kokulu olduğundan bu isim konulmuş dese de; bir kısım kişilere göre; Köyün yerinin dört bir yandan duvar gibi dağlarla çevrili oluşu ve köyünde sanki kuyu gibi derinde kalışı, köy ve çevresinin de birçok çeşit çiçek, kekik ve diğer kokulu bitkilerle dolu oluşundan dolayı buraya “Kokarkuyu “ ismi verilmiş demektedirler.  

            Köyümüzün Kuzeydoğu tarafında Aslantaş isimli yayla bulunmaktadır. Buraya Arslantaş denilmesinin sebebi ise kaya üzerine Aslan heykeli kabartmasının olmasıdır. Yaylaya gelen herkes bu aslan kabartmasını görmekte ve bilmekteydi. Cumhuriyetin ilk yıllarında devlet yetkililerinin durumdan haberdar olması üzerine bu heykeli Kayseri Müzesine taşımak isterler. Helimoğlunun kağnısı ile Hacı Osman dedemin kağnıları arka arka getirilir, arkadaki kağnının oku öndeki kağnının üzerine konularak sabitlenir. Öküzlerin boynuna ağırlık binmesin diye böylece kağnı dört tekerli olur. Öndeki kağnının ise oku uzatılır. Böylece bu dört tekerli kağnıyı uzun oku sayesinde dört öküz çeker. Kuvvetli öküzleri öne zayıf öküzleri ise onun arkasına koşarlar. Yerinden sökülen Aslan heykelini ise dört tekerin ortasına gelecek şekilde yerleştirirler. Aslantaş yaylasından köylülerimiz tarafından sökülen bu heykel Dumanlı tarafından kağnı yolundan Zelfin köyünün alt kısmına kadar indirilir buradan devletin aracına yüklenir. Bu işte çalışanlara 25 kuruş yevmiye verilirken Helimoğlu ile Hacı Osman dedeme kağnıları da olduğu için çift yevmiye verilir. Böylece köyümüzün adı da Arslantaş Köyü olarak değişmiş olur. Ancak çevre köyler hala eski ismini kullanmaktadır. Tıpkı bizim de onların köylerinin eski ismini kullandığımız gibi.

             Su Meselesi:

Köyümüzün kuruluş tarihinde bile eski olan bu Kuyunun kışın kardan kaybolmaması için etrafına cerek (sırık) dikerler cereklere çul geçirirlermiş. Böylece tipi ve karlı havalarda su almak mümkün olurmuş. Yıllar sonra Osman Hoca ( Kaya ) amca tarlasında olan bu kuyuyu tamir amaçlı söktüğünde kuyuya yan taraftan giriş olduğu üç ağacı yan yana yatırmak suretiyle dışarıdan kuyuya giriş olduğu yani o zamanlar kuyu dikene değil yanına kullanıldığını görmüştür.

Her geçen gün köyün nüfusu arttıkça tek olan kuyu yetersiz gelmeye başlamıştır. Cumhuriyet döneminden önce yaylalarımıza konup göçen aydınlı dediğimiz göçebelerden zengin birisi Tufanbeyli nin Çakırlar köyünde vefat eder. Bu şahsın yakınları ölen kişi hayratı olarak bizim köyün su meselesine yatırım yaparlar. Bu merhumun parası ile Yunusoluğu’ndan köyümüze su getirilir. Yunus oluğundan gelen su yağlı avgın denilen üzeri yassı taşlarla kapatılmış arktan yarı açık olarak köye gelir. Günümüzde Muharrem Bağırgan ın oturduğu Göğ taşın dibindeki evin bulunduğu yere bir çeşme yapılar. Bu bir çeşmeden tüm köy faydalanır. Çok daha sonra şimdiki okulun bulunduğu yere Eğitmen Hulusi İzgi kuyu kazdırır ancak buranın suyu da ihtiyaca tam cevap veremez.  Artan nüfusla birlikte köyün su meselesi sürekli gündemde durur. Köye bu defada Kurubel den su getirilmek istenir. Şimdiki Ali Kaya nın olan bahçe Ali Kaya nın evinden trafoya kadarmış. O zamanlar Eğitmen Hacıbaba ya ait olan bu bahçenin alt kısmını Hacıbaba köye bağışlayarak şimdiki Ali Kayanın bahçesinin alt duvarında gömülü olan kefek taştan yapılı çeşmeyi bedelini cebinden ödeyerek yerini köye bağışlayarak Hacıbaba yaptırır. Kurubelden asbes denilen borularla dere yatağını takiben köye getirilir. Gelen sellerle boruların tahrip olması sonucu bu çeşmede zaman zaman sıkıntı oluşturmaktadır. İlerleyen yıllarda iyice artan köyün nüfusuna karşı su sıkıntısı hala devam etmektedir. Eğitmen Hacı Baba şimdiki okulun bulunduğu yere kuyu vurarak su çıkarmış ancak bu kuyuda son derece yetersiz kalmış. Önce giden suyu alır sonra gelenlere kalmazmış.

Bir gün şimdiki içilen suyun kaynağının bulunduğu yerde bir çökme oluşur. Bu çökükte açılan delikten su sesi gelmesi üzerine Muhtar olan Halloğlu Mustafa Bağırgan amca bu delikten içeri girebileceğini söyler. Tahmini on metre derin olan bu delikten içeri beline ip bağlamak suretiyle sarkıtılarak indirilen Halloğlu elindeki bardak ile aşağında numune su çıkarır suyun berrak ve temiz olduğunu gören herkes büyük sevinç yaşar. Halloğlu amca suyun çok bol olduğunu bacak kalınlığında aktığını söyler. Bu suyun çıkarılarak köye getirilmesi gündeme gelir. Bu arada köyde oluşan söylentiye göre “ su çıkarılırken olabilecek bir göçükte ölüm olabileceği bu durumda muhtarın sorumlu olduğu “ söylenir. Dönemin Muhtarı Halloğlu amca su çıkarma işine temkinli yaklaşmaya başlar.  O zamanların köy meclisi gibi olan Eğitmen Hacıbabanın evinde bu konu konuşulurken Hacıbaba orada bulunanlara kazım sırasında bir tehlike olup olmayacağını sorar, orada bulunanlar ise tunel şeklinde yandan kazarak ilerleyeceklerini toprağı orada bulunan bir delikten aşağı akıtacaklarını herhangi bir tehlikenin olmayacağını söylemeleri üzerine Hacıbaba suyu ben çıkartacağım sorumluluk bana ait der. Su çıkarmada çalışacak olan on kişiye yüzer lira toplam 1000 lira para vererek suyun çıktığı yeri tunel şeklinde kazmak suretiyle suya ulaşırlar. Haberi alan bütün köylü su yerine koşar büyük sevinçler yaşanır. Hacıbaba kır bir çebici orada kurban keserek mevlüt okutturur. O dönem bir mahkeme sonucu azledilen muhtar Hacı Efendi ( Saraç ) ın yerine bir yıllığına muhtarlık yapan birinci ağaza H. Mustafa izgi emmi Kurubelin yolu için 1974 yılında Tomarzaya gittiğinde Pazarörenli Kara Hocanın oğlu Mustafa 9. Bölgede yetkiliymiş. H. Mustafa emmime “ - su diyorsan benim sorumluluğumda başka bir şey yapamam “  dediğinde o “ zaman köyün suyun projelendir”  der. Orada bir dilekçe yazarlar H. Mustafa emmi dilekçenin altını da üzerinde bulunan mühürle mühürler. Bir gün sonra yetkililer gelerek suyun projesini çizerler. Su ile köyün arasındaki mesafe köydeki hane sayısına bölünür. Hane başı 12 veya 15 metre kanal düşer herkes bu kadar mesafeyi kazar. Devlet tarafından getirilen borular kısa gelmesi üzerine Eğitmen Hacıbaba kalan boruları da kendisi karşılayarak devlet tarafından su tek hat ile 1979 yılında Mustuklar, Paşalar ve köyün ortası olmak üzere üç çeşmeden, H. Mustafa Atasoy muhtar ilen akıtılır. Bu çeşmeler yıkılmaya yüz tutmuşta olsa günümüze gelmiştir. Daha sonra bu tek hatta ilave bir hat daha çekilir. En son olarak ta bu çıkan su evlere dağıtılmak suretiyle bir çok nostaljik anılarla dolu mahalle çeşmeleri kaderine terk edilir.

 Yolumuz:

Kısa oluşu nedeniyle köy yolu genelde ityolundan kağnılarla sağlanmaktaydı. Şimdiki köyün yolu eskiden beri var olan kağnı yolu olup sık sık kağnıların mazısı kırılmaktaymış. Bu kağnı yolunun normal araç yolu olarak yapılması 1960 lar dan sonra Süleyman İşçi amcanın muhtarlık dönemindedir. Daha sonraki yıllarda sürekli bakım gören bu yol günümüzde asfaltlanarak son halini almıştır. Bu yolun dere yatağında oluşu ve kaşın kar ve tipi dolayısıyla sık sık kapanmasından dolayı ityolu her zaman cazipliğini korumuştur. İtyolu hem kısa hem de kışın kar tutmaması sebebiyle hep alternatif yol olagelmiştir. Daha sonraki yıllarda it yoluna devlet tarafından yol yapılmış ise de it yolunun Zelfin tarafına bakan yönündeki virajlar büyük bir mühendislik hatasıyla yanlış yapıldığı için bu yol kullanılamamıştır. Köy ile Belin başı arasındaki yol projesi H. Mustafa İzgi emminin yaklaşık bir yıllık muhtarlık döneminde projelendirilmiş, aynı dönemde Kurubele kadar olan yol yapılmıştır. Kurubelden sonraki belinbaşına kadar olan bölüm ise H. Mustafa Atasoy un muhtarlık döneminde yapılmıştır.  

Ormanlarımız:

Köyümüzün yeri ve çevresi çok sık ormanmış. Kurubel yaylası düzlüğü ve çevre dağları yine aynı şekilde ormanmış. Çerkez amca ( D.T: 1929 ) Kurubel den kesilen bir ağacın üç hezan çıktığını gördüğünü beyan etmiştir. Bir hezan 20 ayaktan oluştuğuna göre ve ağacında ince kısmının işe yaramadığını düşündüğümüzde yirmi metreden yüksek ağaçların olduğunu anlıyoruz. Bu ağaçlar taşınırken kağnı geriye doğru çöğdürülür, ağacın ince kısmı kağnının üzerine itilebildiği kadar itilir. Daha sonra kağnının okuna çökülerek kağnı düzlendikten sonra orada bulunanların yardımı ile ağacın arka kısmı yerden kalkacak şekilde öküzlerin arasından ileri doğru ağaç itilir ve bu şekilde taşınırmış.

O zamanlar evin ağaçları, çarpı dediğimiz araç arası döşemeler, duvarlardaki katıl dediğimiz döşemeler hepsi ağaçtan olduğu için ev yapımında çok ağaç kesilirmiş, her ne kadar ev yapımında kesilse de ormanlarımızı bitmesindeki en büyük sebepler bir tane değildir. Aşağı köylere ağaçlar satılırmış, bir kağnı odun ile on batman ( 80 kg ) patates takas edilirmiş, köyde keçinin çok olması da, yeni yetişen filizlerin başını kopardıkları için ormanın bitmesinde rol oynamışlardır. Yine yakacak olarak ta hayvan pisliklerini tercih etmezler hep odun yakarlarmış. Hatta tirajı komik bir olay anlatılır; orman köylerinin boşaltılacağı söylentisinin duyulması üzerine köydekiler ağaç kesimini son derece hızlandırmışlar ormanlar kalmasın bizi buradan göçürmesinler diye anlatılır. Yine ağaçtan kaşık, çömçe, tokaç…vs gibi günlük kullanım eşyaları da yapıldığını düşündüğümüzde her şeyde ağaç kullanıldığından ormanlarımız hızla bitmiştir.

 İmir’in Çocukları:

İmir bizim köye göçmemiştir. Emiruşağı köyünde kaldığı da söylenemez. İmir ve eşi hakkında isimlerinden başka bilgilerimiz. Yoktur. İmir’in eşinin ismi kütükte Ayşe olarak yazılıdır. İmir’ in Hacı Kea’ nin baba adında “ İmir “ Paşa ( İbrahim ) Kea nin baba adında ise “ Emir “ olarak kütüğe kaydı yapılmıştır. Muhtemelen göçten çok önce ölmüş olmalılar. Şimdiki adıyla Emiruşağı köyünden Çavuşlular kabilesine ait, Avşarlardan ise Koca nallı boyundandır.

 1.Hacı Kea ( 1830 ): Hacı Kea İmir’in en büyük oğludur. Köyümüze göçte babaları olmadığı için önder kendisidir. Hacıkealer soyunun ( İzgi ) ilk dedesidir. Kütükte Hacı Kahya olarak yazılıdır. Doğum tarihi 1830 olarak yazılı olsa da köyün kuruluşuna göre baktığımızda yaşının çok küçük yazılmış olduğu en az 1810 doğumlu olması gerektiği anlaşılır. Hacı Kea nin kırk küsür büyük baş hayvanı birçok ta küçükbaş hayvanı varmış. Köyün ileri gelenlerinden birisi olup, en yaşlısıdır. Eşinin ismi Bahar dır. Bahar garı olarak bilinir ve uzun yaşamıştır. En sonunda gözleri görmez ve kulakları duymaz olmuş. Bahar Garı savaşta gidip te dönmeyen torunlarının ve çocuklarının ismlerini bir bir anarak ömrünün son yıllarını yaşamıştır. Şehitlerin ismini “- Ali! Memmet! Musa! Mulla Mahmut! Hafız!... Kele Halil Kea’ nin bir oğlu da mı gitti!!!!...” diye sürekli tekrarlar acı çekermiş. Hacı Kea nin davarını Emiruşağı köyünden Ahmet ( Çeri ) isminde birisi Suyusoğlanda güderken Karapınar Köyünden  Musa isimli şahıs sürüye yaklaşır ve Ahmet ile biraz sohbet ettikten sonra sürünün ilerlediğini gören Ahmet sürüye canavar ( kurt ) felan gelmesin diye Musa nın yanından ayrılarak sürünün yanına gider. Sürü köye gelince Hacı Kea iri bir kısır koyununun olmadığı çobana söylemesi üzerine adı geçen şahsın koyunu öldürüp oraya sakladığı sürü gittikten sonrada götürdüğü anlaşılır. Helimoğlu çok güzel kahve dövermiş. Mustafa Hayta nın ( Koca Mustafa ) tabiri ile “ Dibeği konuştururmuş “ Helimoğlu nun dövdüğü kahveyi Hacı Kea çok severmiş. Bir araya geldiklerinde Helimoğlu nun dövdüğü kahveyi içerek sohbet ederlermiş. Hacı Kea nin mezarı büyük ihtimal köyümüzde olup halen yeri belli değildir.

 2. Paşa Kea ( 1839 ): Asıl adı kütükte İbrahim olarak geçer ama kimse İbrahim olarak bilmez. Paşa Kea olarak bilinir. Paşa Kea, Paşalar olarak bilinen soyun ( Taşcı ) ilk dedesidir. Doğum tarihi 1839 olarak yazılı ise de bununda çok küçük yazıldığı bellidir.

 3.Hacı Yusuf: Hacı Yusuf un iki oğlu varmış, birisinin adı Mustafa’ymış öbürünün ismini tespit edemedik, her ikisi de savaşlarda ölmüşler. Hacı Yusuf’un soyu kızlarından çoğalmıştır. Kızlarından çoğaldığı için mernis programına alınmamıştır. Onun için resmi kimlik bilgilerine ulaşılamamıştır. Hacı Yusuf’un eşinin adı Şerif olup, Şerif karı olarak bilinir. Ölen küçük oğlu Mustafa’nın eşi Güzelce Köyünden Hacı Ahmet Efendinin kızı olur. Mustafa öldükten sonra bu kadın Mustuklardan Mulla Ali ile evlenmiştir. Bican Ahmet, İbrahim Çavuş....vs. anasıdır. Adı Rahime’dir.

Hacı Yusuf’un soyunu sürdüren üç kızı olmuştur. Bunlardan 1. Asiye, 2. Şemsi, 3. Adını tespit edemediğimiz Güzelce köyüne gelin giden kızı.

Hacı Yusuf Güzelce köyünde kızının yanında kalırken hastalanır, Halil Kea Güzelce ye gittiğinde hasta olduğunu görmesi üzerine bizim köye haber gönderir. Hasta haberinin gelmesi üzerine Eğitmen Hacı Baba nın babası olan Hafız Süleyman Güzelce köyüne giderek dedesinin kardeşi olan Hacı Yusuf un yanına akşam vakti varır. Hacı Yusuf ağır hasta olarak yatmaktadır. Sabaha kadar başında Kur’an okuyarak hatmeder. Kur’an okurken ölen Hacı Yusuf’un cenazesini hatim duasını da okuyup kaldırdıktan sonra Güzelce köyüne gömerek köyümüze döner. Halen Hacı Yusuf’un mezarı Güzelce köyündedir.

a. Asiye: Köyümüzde Asiye Hacı, Asiye Mehmet olarak bilinen kardeşlerin anasıdır. Osman Hoca ( Kaya ) ve Ali Kaya’ nın babalarının anaları olur.

b. Şemsi: Şemsi Emiruşağına gelin gider. Daha sonra eşi ile birlikte Talas a taşınır, oradan sonra Silifke merkeze giderek yerleşirler. Şemsi nin bütün çocukları Silifke de dir. Mersin/Silifke merkezdeki AL soy isimliler Hacı Yusuf un kızı Şemsi’nin çocuklarıdır. Şemsi nin iki oğlu olmuş ikisinin ismi de bilinmemektedir. Büyük oğlunun çocuğu olmamış, ancak küçük oğuldan torununun adı Nasuh AL dır. ( Şemsinin küçük oğlunun oğlu ). Nasuh AL beş kardeş olup isimlerini tespit edemedik.

c. Güzelcedeki kızı: Güzelce deki kızının ismini öğrenemedik ancak onun kızının ismi Güllü dür. ( Hacı Yusuf un kızının kızı ) Güllü nün 1. İbrahim 2. Mehmet 3. Çavuş 4. Ayşe 5. ? İsminde çocukları vardır.

 4. Arap Hasan: Kütükte Hasan olarak geçer. Ancak Avşarların Arap Hasan boyunun olduğu için dolayısıyla Arap Hasan olarak adlandırılması bu yüzden normaldir. Arap Hasan’ında erkek evladı olmamış soyu kızlarından devam etmiştir. Arap Hasan ın dört kızı vardır.

a. Hürü: Hürü’yü Arap Hasan köyümüze sonradan bekar olarak gelen Ali Kea olarak bilinen Ali Kahya ya vermiştir. Böylece Ali Kea ( İşci ) Hürü ile evlenerek köyümüze yerleşmiştir. Hürü nün üç erkek bir kız olmak üzere dört çocuğu olmuştur. Adını tespit edemediğimiz kızı Pınarbaşı’na gelin gitmiştir. Oğullarının ismi, Osman, Süleyman ve Mehmet tir.

b. Fadime: Zelfin’e ( Üç Konak köyü ) gelin gitmiştir. Fadime nin Zelfin de üç kızı olmuştur.  Kızının birisi Şık olarak bilinen şahsın eşi, diğer kızı Nesli İzgi nin anası Sultan Kaya, diğer kızı Kırca olarak tanınan şahsın anasıdır. Adının Melek olma ihtimali yüksektir.

 5. Himmet Çavuş: Himmet Çavuş Adana/Kozan a taşınmıştır. İki oğlu vardır. Birisinin adı Mehmet tir. Diğer oğlunun adını ve Kozan’daki izleri tespit edilememiştir.

6. Selver: Tıpkı Kardeşi Arap Hasan gibi Hacı Kea de kardeşi Selver i köyümüze sonradan bekar olarak gelen Helimoğlu olarak tanınan şimdiki Helimlerin ( Hayta ) ilk dedesine vermiş, böylece Helimoğlu da köyümüze yerleşmiştir. Selver’ in bir oğlu Çolak Osman olarak bilinen kişidir. Kütükte Mustafa ve Süleyman isimli iki oğlu daha yazılı olmasına rağmen Hacı Mustafa emmim bir oğlunun olduğunu bildiğini belirtmiştir. Diğer bu iki oğlanın anaları başkası olup Selver üzerine de yazıla bilir bu konu netlik kazanmamıştır. Helimoğlu nun diğer kızlarının da anasının Selver olup olmadığı tespit edilemedi. Çolak Osman ın anasının Selver olduğu kesindir.

( Kabile kabile yapılan çalışmam daha sonra eklenecektir.)

  İrfan İZGİ

  Kültür

Köy Gelenek ve Görenek olarak Avşar Gelenek ve Göreneklerine bağlıdır.Meşhur yemekleri avşar pilavı, su böreği, kül kömbesi, tarhana çorbasıdır.

Coğrafya

Kayseri iline 96 km, Tomarza ilçesine 45 km uzaklıktadır.Toros sıra dağları arasında yer alan tahtalı dağ sırası içerisinde yer almaktadır.

İklim

Köyün iklimi, karasal iklimi etki alanı içerisindedir. Akdeniz bölgesi ile iç Anadolulu ayıran dağ sırası içerisinde yer alması yağışın iç Anadolu bölgesinden biraz fazla düşmesine neden olmaktadır. Bu da kışları kar, yazları ise yağmur şeklinde olur.

Nüfus

Yıllara göre köy nüfus verileri
2007 346
2000 229
1997 347

Ekonomi

Köyün ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayalıdır. Diye yuvarlak cümle ile ifade edilse de tarım yok denecek kadar az dır. Arzi yapı itibariyle tarıma pek elverişli değildir. Daha çok küçükbaş hayvancılık yapılmaktadır. Son dönemlerde azalmış olmakla birlikte ipek halıcılık yapılmakta. Mevsimlik inşaat sektörünün çeşitli alanlarında çalışılmakta.

Altyapı bilgileri

Köyde beş sınıflı ilköğretim okulu vardır. Köyün içme suyu şebekesi ve kanalizasyon şebekesi vardır.Sağlık evi vardır. Köye ayrıca ulaşımı sağlayan yol asfalt olup köyde elektrik ve sabit telefon vardır.

Gertrude Bell'in Köyümüz hakkında yazdıkları;

1909 YILINDA KOKARKUYU-I

18/06/1909 TARİHİNDE KOKARKUYU-II

 

Yorumlar (4)
  • emrullah  - iletişim
    ben bi kaç kere bu köye gelmiş tim ama cep telefonu pek çekmiyodu şimdi de aynımı acaba yada başka hatlar çekiyorum
  • ali bostan
    Kardeşim ellerine sağlık çok güzel bir çalışma yapmışsın özelliklede kelimeler ve deyimler konusunda...
    Ben yukarda bahsettiğin sarızda kalan avşar köylerinden kemerliyim.Sizin soy avşarların hangi boyundan gelmektedir ve nerededir bunuda belirtirsen çok memmun olurum.saygılarımla Allaha emanet olun.
  • ali bostan
    Özür dilerim yukarda bir bölümü kaçırmışım. Kocanallı olduğunuzu farkedememişim.Bizde kocanallı kolundan gelmekteyiz.
Yorum yaz
Your Contact Details:
Yorumlar:
[b] [i] [u] [url] [quote] [code] [img]   
:D:angry::angry-red::evil::idea::love::x:no-comments::ooo::pirate::?::(
:sleep::););)):0
Security
Lütfen resimdeki güvenlik kodunu giriniz.